Ana Sayfa Konum  |  Ion kentinin kurulusu  |  Geometrik donem kenti   |  Erken arkaik donem kenti  |  Gec arkaik donem kenti  |  M.ö. 5. yuzyil kenti  |  M.ö. 4. yuzyil kentleri  |  Hellenistik ve Roma donemi kenti  |  Seramik islikleri  |  M.ö. 6. yuzyil zeytinyagi islikleri  |  M.ö. 6. yuzyil demirci isligi  |  Nekropolis alanlari  |  Nympha Magarası  |  Yayinlar 


05

GEÇ ARKAİK DÖNEM KENTİ (M.ö. 530/520 - 499/494)

Tarihi olaylar

    Pers istilası sonrasında Klazomenaililerin kentlerini terkettikleri ve bir süre için civar köylere ve adalara sığındıkları sanılmaktadır. M.ö. 546 sonrasına tarihlenebilecek 20-25 yıllık bir döneme ait malzemeye ne yerleşmede, ne endüstri alanlarında, ne de nekropolislerde rastlanmıştır. Perslerin, işgal ettikleri topraklarda sürdürdükleri ılımlı politikalar ve işgalin beraberinde getirdiği çapulcu güçlerin denetim altına alınması, tüm İonia’da olduğu gibi, zaman içinde Klazomenai’de de bir güven ortamı yaratmış olmalıdır resim 05-15. Özellikle Attika malzemesinden yola çıkılarak yapılabilecek bir tarihlemeyle M.ö. 525-520 civarında resim 05-17 Klazomenaililerin eski kent alanlarına geri döndüğü, başlangıçta geçici nitelikte inşa edilmiş yapılarla da olsa hayatın canlandığı ve çok kısa bir süre içinde tüm kent alanlarında yaygın bir yerleşimin ve endüstri faaliyetlerinin tekrar başladığını gösteren belgeler ele geçmiştir. Gerek antik kaynaklardan edinilen bilgiler, gerekse deniz aşırı kolonilerde yürütülen arkeolojik çalışmalar M.ö. 6. yüzyılın son çeyreğinin gelişkin ticaretini ve yükselen refahını belgelemektedir. Klazomenai’de de hem yerleşme alanlarındaki yaygınlığın ve yoğunluğun, hem de zeytinyağı üretim işlikleri başta olmak üzere canlanan bir endüstrinin gözlenebilmesi söz konusu zenginlik birikiminin kanıtları arasındadır.

    İonia kentlerinin, bu hızlı atılımın ardından kendilerine güvenlerinin artması Pers hakimiyetine karşı isyan girişimi ile sona ermiştir. M.ö. 499’da Pers satraplık merkezi Sardeis’in tahribiyle başlayan isyan M.ö. 494’de sert bir şekilde bastırılmıştır. Klazomenai ve Kyme, isyanın daha ilk yıllarında Perslerin eline geçtiği Herodotos tarafından aktarılmaktadır:

[Herodotos, 5. 123] οὗτος μὲν δὴ οὕτω ἐτελεύτησε, Ἀρταφρένης δὲ ὁ Σαρδίων ὕπαρχος καὶ Ὀτάνης ὁ τρίτος στρατηγὸς ἐτάχθησαν ἐπὶ τὴν Ἰωνίην καὶ τὴν προσεχέα Αἰολίδα στρατεύεσθαι. Ἰωνίης μέν νυν Κλαζομενὰς αἱρέουσι, Αἰολέων δὲ Κύμην.

[123] Sardeis valisi Artaphrenes ile üçüncü general Otanes'in amaçları, İonia ve İonia'ya komşu Aiol topraklarıydı. İonialılardan Klazomenai'yi, Aiollardan da Kyme'yi aldılar.<çev. Müntekim  Ökmen>

Sardeis’in tahribinin yarattığı kızgınlıkla Perslerin ılımlı politikaları ortadan kalkmış, gerek doğrudan uygulanan şiddet, gerekse  toplanmamış olan ağır vergilerin geriye dönük olarak toplanmak istenmesi, İonia kentlerinin bir daha eski güçlerine ulaşamayacakları bir süreci başlatmıştır. Pausanias’ın (VII. 3.9)

[Paus.7. 3.9] ἐς δὲ τὴν νῆσον διέβησαν δὴ κατὰ τὸ  Περσῶν δέος. Ἀλέξανδρος δὲ ἀνὰ χρόνον ἔμελλεν ὁ Φιλίππου χερρόνησον Κλαζομενὰς ἐργάσεσθαι χώματι ἐς τὴν νῆσον ἐκ τῆς ἠπείρου.

[Paus.7. 3.9] Sonraki bir dönemde, Perslerin yarattığı korku nedeni ile Ada'ya geçerler. Daha sonraları da Philippos'un oğlu Aleksandros, anakara ile ada arasında inşa ettirdiği bir set (khoma) ile (ada üzerindeki) Klazomenai'yi bir yarımadaya dönüştürmüştür.

 “Pers korkusu yüzünden adaya geçerler" diyerek aktardığı olay, anakaradaki Klazomenai kentinin terkedilişi ve Ada'ya sığınma, İonia ayaklanması sonrasında olmalıdır. Anakaradaki yerleşme alanlarında M.ö. 6. yüzyıl sonu – 5. yüzyıl başlarındaki tabakalarda yer yer görülen yangın izleri Pers tahribi ile ilişkili olarak değerlendirilebilir. Her ne kadar bu tahrip tüm alanları içine almıyorsa da, bir çok yapının söz konusu yangından sonra tekrar imar görmemesi, en azından kaçış telaşıyla gelişen yangınlara işaret etmelidir. Bu tarihten sonra, yaklaşık yüz yıllık bir süre boyunca, anakarada yerleşmeye işaret edebilecek bir arkeolojik kalıntıya rastlanılmamıştır. Karantina adasındaki sondaj çalışmalarının da gösterdiği gibi, Klazomenai artık bir ada kenti olarak yaşamını sürdürmüştür.

Atina-Delos Deniz Birliği [478/477-413]

Alkibiades 412

Polikhna 412  

Daphnous 412

MGT sektörü buluntuları

    Bu alanda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında, M.ö. 6. yüzyılın son dörtlüğüne ait, sivil yerleşim alanı olarak kullanılmış yoğun bir iskan gözlenmiştir.  Geç arkaik dönem yerleşmesinin başlangıcı, Attika seramiğinin genel kabul görmüş kronolojisi çerçevesinde M.ö. 530’dan daha erken bir tarihe ait olmamalıdır. Giderek gelişen yapılaşmanın yaygın bir yangın ya da yıkım izi göstermeksizin, ani bir şekilde sona erdiği görülmektedir. Göreceli olarak bol miktarda ele geçen, Attika üretimi siyah firnisli seramik, bu sona erişin M.ö. 500 dolaylarında gerçekleştiğini ve kesin olarak M.ö. 480 öncesine tarihlenebileceğini göstermektedir. Tarihi kaynaklarla bir arada ele alındığında, bu terkedişin M.ö.499-498 sıralarında yaşandığı düşünülmelidir. Anakaradaki yerleşmenin terkedilmesinden sonra, M.ö. 5. yüzyıl sonlarında Khyton’daki yerleşme kuruluncaya kadar, bölgenin yaklaşık yüz yıl boyunca boş kaldığı anlaşılmaktadır.

    Duvar ilişkileri ve taban depozitleri aracılığı ile gözlenebilen tabakalanma dizgesi, geç arkaik yerleşmede en az üç yapı evresinin varlığını göstermektedir. Tümü M.ö. 6. yüzyıl son dörtlüğü içine tarihlenen bu üç evrenin herbirisine ayrı ayrı tarihler önermek konusunda, seramik buluntular yeterli olamamaktadır.

    M.ö. 6. yüzyılın son dörtlüğü başlarında, 'K' ve 'F' apsisli yapıları, alandaki bu dönemin ilk yapıları olarak birinci yapı evresinin ürünleridir resim 05-01. 'K' yapısının ilk evresiyle ilişkilendirilebilecek temellere ya da taş duvarlara ait izler görülmemiştir. Bu nitelikleriyle, taştan alt yapısı olmayan, dayanıksız, saz ve çamurla yapılmış bir yapı olmalıdır.

    Diğer apsisli yapı olan 'F' mekanının ilk evresinin de, ikinci evrede gözlenen taş mimariyle ilişkisiz, benzer karakterde bir yapı olduğu anlaşılmaktadır. Bu yapının duvarlarındaki kavisin K yapısındaki kadar belirgin olmaması resim 05-02, köşeleri yuvarlatılmış dikdörtgen planlı bir yapı da olabileceğini akla getirmektedir. Girişin yeri belli değildir. Yapının ilk yapım evresine işaret eden tek kanıt bir ocaktır.

    Klazomenaililerin anakaradaki kente M.ö. 525 dolaylarında geriye dönüşlerinde, henüz kendilerini yeterince güvencede hissetmeyip, dalların örülmesi ve sıvanması ile elde edilen, üstleri saz ile kaplı apsisli veya oval yapılarla yetindikleri izlenmektedir. Aynı evrenin daha sonraki bir aşamasında, bu dayanıksız yapıların yerine aynı plan korunarak, bu defa subasman kesimi taş duvarlarla inşa edilmiş yeni apsisli yapıların inşa edildiği gözlenmiştir.

    'F' yapısında taş duvarlı mimariyle birlikte, eski ocağın yerine zemine gömülü yeni bir ocak yapılmıştır. Ayrıca bu evrede 'F' yapısının iç duvarlarında ele geçen sıvanın, çağdaşı diğer yapılarda da kullanıldığı düşünülmelidir. Yapının ilk evresine ait tabandaki bir çukurdan gelen malzeme arasındaki kaide kısmında ışınlar olan rozetli skyphoslar ve boyun kısmında dalga çizgili bezeme olan hydria parçaları, yapının geç evresinden gelen buluntularla karşılaştırıldığında, iki evre arasında kısa bir zaman farkı olabileceğini göstermektedir.

    'K' yapısı resim 05-03 içinde  bir ocak ve tabana gömülü bir pithos açığa çıkmıştır. Ocağın çevresindeki yanık alanın, yapının kuzey duvarı altında devam etmesi de, taş mimarinin orjinal taban seviyesi üzerine daha geç bir tarihte inşa edildiğini göstermektedir. İlk evrenin duvarlarının ve mimari yapısının tam olarak nasıl bir plana sahip olduğu belirlenememiştir.. Ancak taş duvarlı apsisin iç kısmında görülen kavisli çizgiler, dayanıksız maddeden yapılan ilk yapıya ait izler olmalıdır. İçlerinde kömürleşmiş parçalar, çakıl taşları, kum bulunan bu izler ile sıva parçaları, saz ve çamurla inşa edilmiş yapının iskeletini oluşturan dal ve çalılara yataklık etmek için oluşturulmuş olmalıdırlar. Bu geçici yapı, kısa süre içinde taş alt yapılı ve kerpiç duvarlı kalıcı bir yapıya dönüştürülmüştür. Alttaki tabandan kalın bir kum tabakası ile ayrılan ikinci taban üzerinde de bir ocak yer almaktadır. Ele geçen malzeme resim 05-25, mekanın depolama, yiyecek hazırlama ve pişirme, ayrıca yemek yeme ve içmek için kullanıldığına işaret etmektedir. Mekanın batı kısmında topluca ele geçen çok sayıda tezgah ağırlığı ve ocak yanındaki cam boncuklar da, kadınların yapının kullanımındaki ağırlığının kanıtlarıdır. İlk yapı evresine ait bir Klazomenai amphorasının parçaları ve bir bandlı skyphos M.ö. 6. yüzyıl son çeyreğine aittirler. İkinci yapı evresinde ocağın yanında in situ bulunan Attika ürünü siyah figürlü palmetli kyliksin yanısıra, farklı formlarda yine Attika ürünü siyah firnisli ve siyah figürlü parçalar en erken M.ö. 6. yüzyılın son çeyreği başına tarihlenebilmektedirler. Bu yoğun malzeme yerli seramiğin tarihlenmesinde de belirleyici rol oynamaktadır.

     'K' apsisli yapısının, geç arkaik tüm yapılardan farklı olarak kuzeydoğu-güneybatı yönünde olmaması da dikkati çekmektedir. Apsisi doğuda bulunan bu yapı doğu-batı doğrultuludur. Daha sonraları, FGT sektöründeki yapılar da dahil olmak üzere, tüm geç arkaik kentin belli bir plan dahilinde kurulduğunu gösteren ortak yönlenme, bu erken yapıda henüz yoktur.

    İkinci yapı evresinde, apsisli yapılar hala kullanımda iken, 'A' mekanı ve 'E' yapısı gibi dikdörgen yapılar da inşa edilmiştir resim 05-04. 'A' mekanının güneyindeki 'B' alanı da bu yapım evresinde bir avlu olarak hizmet vermiş olmalıdır. Dikdörtgen yapılar içinde birden fazla taban düzlemi gözlenmiş olması, bu dönem içindeki alt evrelerin varlığına işaret etmektedir. Olasılıkla inşalarından hemen sonra 'A' mekanı ve 'E' yapısında taban seviyeleri yükseltilmiştir. 'E' yapısının ilk evresinde zemine gömülü olarak açığa çıkan iki pithos'un yanısıra, ele geçen dikdörtgen planlı ocak, mekanın günlük işlerde kullanıldığını kanıtlamaktadır.

    'A' yapısının ilk evre tabanı altındaki seramik parçaları resim 05-21 ve molozla yapılmış dolgunun, ahşap tabanı desteklemek amacıyla kullanılmış olması muhtemeldir. Dolgu içindeki farklı kökenli taşıma amphoraları, değişik formlardaki dalga çizgili seramikler, Attika kökenli siyah firnisli C tipi kyliks parçaları ve Kuzey İonia siyah figürlü amphora parçaları, bu yapı için M.ö. 6. yüzyılın son çeyreğini terminus post quem olarak belirlemektedirler. İlk evre tabanında ele geçen küçük tabak, dalga çizgiyle bezeli stamnos, meyve tabağı ve yonca ağızlı hydria bu tarihle uyum içindedirler. İkinci evre tabanındaki in situ malzeme arasında çok sayıda temsil edilen bandlı skyphosların gösterdikleri form ve bezeme birliği, bunların takım halinde üretildiklerini düşündürmektedir. Beraberlerindeki tek kulplu kaseler ve boynunda dalga çizgi, omuzunda yatık S motifi olan amphora ile birlikte bir grup oluşturmaktadırlar. Tüm buluntular, aralarında fazla zaman farkları olmayan yapım evrelerine işaret etmektedirler.

    Girişi güneyde olan 'A' mekanının doğu, batı ve güney duvarları da yeniden yapılmış ya da kısmen onarım görmüştür. 'B' avlusunun resim 05-05 taşlarla özenli bir şekilde döşenmesi ve güney-batısına iki küçük mekanın ('H' ve 'I' mekanları) eklenmesi de 'A' yapısının geç alt evresinde gerçekleşmiştir resim 05-06. Tüm bu eklemelerle 'A' mekanı güzel bir avlu ve güneyindeki ikincil odalarla bir yapı kompleksinin parçası haline gelmiştir resim 05-07. Daha güneydeki 'H' mekanının depolama amaçlı kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yapının tabanında ele geçen Attika ürünü siyah firnisli Droop kyliksi M.ö. 6. yüzyılın son dörtlüğüne tarihlenmektedir. Onun kuzeyinde kalan 'I' mekanı ise işlik olarak kullanılmış olmalıdır. Her ikisinin de günlük yaşamda kullanılmadığı hem küçük boyutlarından, hem de yaşam alanlarında sıkça rastlanan ocağın yokluğundan yola çıkılarak söylenebilir.

    M.ö. 6. yüzyıl sonlarına doğru 'F' ve 'K' apsisli yapılarının şiddetli bir yangınla tahrip oldukları izlenmektedir. Yapılar içinde ele geçen malzeme üzerindeki yanma izleri, yangının şiddetine işaret etmektedir. Bu tahribin dış kaynaklı bir saldırısı sonucu oluşan genel bir yıkımla ilişkilendirilemeyeceği, apsisli yapılarla yan yana duran dikdörtgen planlı yapıların bu yangından etkilenmemelerinden anlaşılmaktadır. Yangın sonrasında, apsidal yapıların yer aldıkları alan diğer yapılar tarafından kullanılmıştır resim 05-08. 'K' yapısının kalıntıları üstüne 'J' biriminin inşa edilmesi ve 'A' mekanının kuzeyinin 'D' avlusu için açılması bu sırada gerçekleştirilmiştir resim 05-26. Araştırılan alanın sınırlarından dolayı 'F' apsisli yapısının üstüne gelen iki duvarın, kompleksin bir uzantısı mı olduğu, yoksa bağımsız bir birim mi oluşturduğu söylenememektedir. Ancak, bunların 'A', 'H' ve 'I' mekanları hala kullanımdayken inşa edildikleri kesindir.

    'J' biriminde in situ ele geçen pişirme kapları ve çok sayıda taşıma amphorası, yapının depolama amaçlı kullanıldığını düşündürmektedir. Klazomenai, Khios ve kökeni bilinmeyen İonia amphoraları, özellikle Khios örnekleri M.ö. 6. yüzyılın son dörtlüğüne işaret etmektedirler. En yakın benzerleri Smyrna’dan tanınan İonia siyah figür stilinde bezenmiş bir kapak ve el ele tutuşmuş kadınların ritüel dansını betimleyen pyksis parçası yüzyılın son yıllarına tarihlenebilir.

    'D' avlusunda düzgün bir drenaj kanalı yer almaktadır. Avludaki kuyu ve bir ocak, alanın günlük kullanıma yönelik olduğunu akla getirmektedir.

FGT sektörü buluntuları

    M.ö. 4. yüzyıl konut mimarisinin izin verdiği kısıtlı alanlarda araştırılabilinen erken dönemlere ait tabakalarda resim 04-02, geç arkaik döneme ait 'H' ve 'D' apsisli yapıları açığa çıkarılmıştır. Aynı dönemde dikdörtgen planın da, apsisli planla yan yana kullanıldığı anlaşılmaktadır.

    Kendi içinde dört alt evre içeren 'D' apsisli yapısı resim 05-09  şiddetli bir yangınla tahrip olmuştur. Diğer yapıların benzer tahripler göstermemesinden yola çıkarak, bu yangının dış bir saldırıdan çok kaza sonucu olduğu da düşünülebilir. Kerpiç duvarlara alt yapı oluşturan düzensiz kireçtaşı bloklar, bir toikhobat üstüne oturmaktadırlar. Yapının altında M.ö. 8. yüzyıl ortasına ve M.ö. 6. yüzyıl sonlarına ait iki tabakanın daha varlığı gözlenmiştir. Söz konusu geç tabakanın yapının inşası öncesi bir dolgu tabakası mı olduğu, yoksa henüz mimari izleri açığa çıkarılamamış bir evreyle mi ilişkilendirileceği bilinememektedir. Bu tabakadan ele geçen karışık malzeme içinde M.ö. 6. yüzyılın ilk çeyreğine tarihlenebilecek örnekler de vardır. Ancak yüzyılın ikinci yarısına tarihlenebilecek bandlı skyphos ve amphoralar yapının inşası için bir terminus post quem sağlamaktadır. Yapının tahribine yol açan yoğun yangın tabakasında, kısmen yanmış olarak bulunan Haimon sınıfından Attika siyah figürlü skyphos ise resim 05-10 yapının sona erişi için M.ö. 500-490 tarihlerinin önerilebilmesini sağlamaktadır.

    'D' apsisli yapısının batısında yer alan 'A' yapısı da resim 05-11 aynı dönemde inşa edilmiştir. İki alt evresi vardır ve nitelikli buluntuların çokluğu, komşusundan daha zengin bir sakini olduğuna işaret etmektedir. Her iki alt evrede ele geçen farklı tekniklerdeki Attika seramiği, evrelerin yaklaşık 25 yıllık bir zaman aralığı içinde kullanıldığını göstermektedir. 'A' yapısı içinde 2,05 m. çapındaki dairesel oluşum, bir tahıl depolama çukuru olarak yorumlanmalıdır. Dış yüzü tek sıra taşla yapılırken, iç yüzü bej renkli bir sıva ile kaplanan bu çukur içinde her iki evreyle ilişkili buluntular depolama, yemek hazırlanması (mortarlar), yeme ve içme faaliyetlerine özgüdür. Buluntuların korunma durumu yapının bir çatı ile örtüldüğünü akla getirmektedir. Sonuç olarak yapının konut olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yapı altından ele geçen malzeme M.ö. 8. yüzyıl ortalarından M.ö. 6. yüzyıl sonlarına kadar dağılım göstermektedir. Omuzunda dalga çizgili bezeme olan kapalı bir kap, tek kulplu bir kase ve yerel taşıma amphoraları yapının inşası için M.ö. 6. yüzyılın son çeyreğinin terminus post quem olarak alınmasını sağlamaktadır. İlk evre tabanında bulunan Antimenes Ressamı çevresinden bir sanatçıya verilebilecek Attika siyah figürlü boyunlu amphora da, bu evrenin M.ö. 6. yüzyıl son çeyreğine tarihlenmesini kolaylaştırmaktadır. Aynı evrenin üst dolgularından gelen Attika siyah firnisli ayaklı tabak ve Attika bilingual teknikli kyliks parçaları aynı tarihi doğrulamaktadır. İkinci evreye ait Attika siyah firnisli C tipi kyliks ve Khios amphora parçaları ise, bu evrenin de M.ö. 6. yüzyıl sonlarına tarihlenmesi gerektiğini göstermektedir.

    Güneydeki 'B' alanı ve batıdaki taş döşeli 'E' avlusunun da 'A' yapısı ile ilişkili olmaları muhtemeldir. Araştırılan alanların sınırlı olması, üst üste üç evre içeren 'E' avlusunun resim 05-12 son yapım evresinin, kuzey-doğusundaki erken arkaik 'C' yapısıyla mı, yoksa geç arkaik 'A' yapısı ile mi ilişkilendirilmesi gerektiğinin kesin olarak söylenebilmesini engellemektedir. Tüm geç arkaik avlularda olduğu gibi, 'E' alanında da in situ malzemenin yokluğu sorunun çözümünü güçleştirmektedir. Attika siyah firnisli C tipi kyliks parçaları ve sirenlerle bezenmiş Klazomenai siyah firnisli bir kapak M.ö. 6. yüzyıl son çeyreğine aittir. Ancak bu buluntular in situ değildir ve civardaki başka bir geç arkaik yapıdan gelmiş olabilirler. Avlu içindeki dikdörtgen planlı taş platform ve yanıbaşındaki drenaj kanalı, MGT sektöründen bilinen geç arkaik dönem avluları ile yakın benzerlik göstermektedir. Ancak Klazomenai’de inşa tekniklerinin uzun zaman dilimleri içinde çok az değişiklikler gösterdiği de göz önünde tutulmalıdır.

    'B' alanının niteliği tam olarak anlaşılamamışsa da, batı ucunda kısmen korunmuş olarak ele geçen yassı taş levhalar, burasının bir çeşit açık alan olduğunu düşündürmektedir. Öte yandan günlük yaşam faaliyetleriyle ilişkilendirebilecek lekane, mortar, büyük süzgeç ve öğütme taşları gibi iyi durumdaki in situ buluntuların varlığı, alanın üstünün örtülü de olabileceğini akla getirmektedir. 'B' alanının doğusundaki arkaik yoldan ('G' alanı) nasıl ayrıldığı da bilinmemektedir. Bu sınırlandırmanın kalıcı bir mimari yapı ile mi, yoksa basit bir çit aracılığıyla mı olduğu henüz söylenememektedir. 'A' yapısı ile stratigrafik ilişkileri göz önüne alındığında, 'B' alanını da M.ö. 6. yüzyılın sonlarına tarihlemek uygun görünmektedir.

    Apsis planlı 'H' yapısının resim 05-13 taban seviyesinde ele geçen yerel şarap amphoraları ve Attika siyah firnisli C tipi kyliks, yapının M.ö. 6. yüzyılın sonlarında inşa edildiğini göstermektedir. 'H' yapısının hemen yanında yer alan ve dikdörtgen plan gösterdiği anlaşılan 'I' yapısı da aynı döneme aittir. 'H' ve 'I' yapıları arasındaki stratigrafik ilişki kesin değildir. Ancak duvarların konumundan, 'I' yapısının apsis planlı 'H' yapısını desteklemek amacı ile yapıldığı ya da planını dikdörtgene çeviren bir geç evreye ait olduğu sanılmaktadır. Yapının bilinen tek duvarında iki farklı teknik gözlenmesi ve her ikisi arasında yer alan ince toprak katmanı en az iki yapım evresi geçirdiğini düşündürmektedir. Her iki yapının nasıl bir işleve sahip oldukları şimdilik söylenememektedir. In situ olarak ele geçmemiş olan büyük pithos parçaları, eğer 'H' yapısı ile ilişkili iseler, burası için depolama amaçlı bir kullanım düşünülmelidir.

    'D' ve 'A' yapısı arasındaki boşluk geç arkaik dönemde bir yol olarak işlev görmüş olmalıdır. Çok yoğun olarak yerleştirilmiş moloz tabakası üstündeki yüzey yürüme alanı olarak kabul edilebilir. Söz konusu gezinme düzleminden gelen dalga çizgilerle bezeli bir hydria ve Attika siyah firnisli C tipi kyliks gibi buluntular, yolun M.ö. 6. yüzyıl sonlarına tarihlenmesini mümkün kılmaktadır. Yolun gezinme düzlemi, 'A' yapısının erken evresiyle ve 'D' yapısının en az bir evresiyle uyumludur. Bu seviyenin üstündeki yassı taş levhalarla oluşturulmuş ikinci taban ise 'A' yapısı doğu duvarı ve 'D' yapısı batı duvarı ile birleşmektedir. İkinci taban seviyesinde korunmuş in situ malzemenin yokluğu, inşa tarihi için kesin bir öneride bulunmayı engellemektedir. Ancak her iki yanındaki yapılarla ilişkisi, 'A' ve 'D' yapılarının son evresiyle çağdaş olduğunu, dolayısıyla arkaik dönem sonlarına tarihlenebileceğini ortaya koymaktadır.

Yapı teknikleri

    Geç arkaik dönemin taş/kerpiç mimarisinin, önceki dönemlerden pek farklı olmadığı anlaşılmaktadır. Geç arkaik dönem başlarındaki güvensiz ortamda yapıldığı anlaşılan dayanıksız, ve geçici saz/çamur yapılar istisna teşkil etmektedir. Evlerden birinde gözlenen, mekanların iç duvarlarındaki sıva izlerinin de, daha eskiden beri kullanılan bir tekniğin devamı olduğu kabul edilmelidir. Ev zeminlerinde çok kısa zaman aralıklarıyla yapılan yükseltmelerin, taban suyu probleminden kaynaklanmış olabileceği düşünülebilir.

    Araştırılmış başka merkezlerde M.ö. 7. yüzyıl içinde terkedildiği bilinen apsisli ev planının Klazomenai’de geç arkaik döneme kadar kullanılmış olması dikkati çeken diğer bir noktadır. Erken arkaik dönem içinde dikdörtgen planlı mimarinin yaygınlaşmasına rağmen, geç arkaik dönemde apsisli planlı ev tipinin tekrar ortaya çıkması ilginçtir. Apsisli planın, geçici saz/çamur yapıların dayanıklı malzemeyle onarımından kaynaklandığı ve kısa süre içinde dikdörtgen planın tekrar revaçta olduğu sanılmaktadır. Ancak bir süre her iki tip ev planının yan yana kullanıldığı da açıktır. Bariz bir çatı enkazının gözlenmemesi, apsisli yapılarda saz çatı kullanıldığını düşündürmektedir. Bu yapılarda rastlanan yangın izleri de çatının bu niteliğini desteklemektedir.

    MGT sektöründeki erken yapılar arasında 'K' yapısı hariç tüm ev, açık alan ve yolların kuzeydoğu-güneybatı yerleşimi, belli bir kent planı düşüncesini göstermektedir. Zengin buluntuların işaret ettiği gibi geç arkaik dönem kenti doğuda Limantepe Höyüğü'nden itibaren başlamaktadır. Geç dönem tahripleri bu alanda mimari yapıların gözlenebilmesini olanaksızlaştırmıştır. Batıda Akropolis resim 05-23 ve HBT sektörlerinin endüstri alanları olarak kullanıldıkları anlaşılmaktadır. HBT sektöründe bol olarak ele geçen geç arkaik malzemenin, ilişkili olduğu mimari yapılar da M.ö. 4. yüzyılda burada gerçekleştirilen geniş çaplı imar faaliyetleri nedeniyle tahrip olmuştur.

Geç Arkaik dönem seramiği

    Yaban keçisi stili seramik üretiminin M.ö. 6. yüzyıl ilk yarısı sonlarında ortadan kalkması ardından başta Klazomenai olmak üzere Kuzey İonia kentlerinde üretilen bezeli seramikler arasında en çok dikkat çeken siyah figür tekniğindeki seramiklerdir resim 05-16. Bu seramiğin, Yunan seramik pazarında Korinth’in egemenliğinin Attika ürünlerine geçmesinden sonra üretildiği söylenebilir. Geometrik dönemden beri sevilen, elele tutuşmuş kadınların ritüel dansları en sık tasvir edilen konular arasındadır. Sphinks gibi mitolojik yaratıklar resim 05-18, atlılar resim 05-27, savaş sahneleri, çok sık olmamakla birlikte mitolojik sahneler bu seramikler üzerinde uygulanmıştır. Klazomenai lahitlerinde de, boyut ve teknik olarak farklar içerse de, siyah figür tekniğinin izlerini ve ilişkilerini gözlemek mümkündür. Ancak bu seramik konusundaki verilerin olgunlaşmamış olması, her iki alanda da sağlıklı yorumları güçleştirmektedir.

    Bu seramiklerin öteden beri Klazomenai işliklerinde üretildiği varsayılmaktadır. Ancak diğer İonia kentlerinde de üretilip üretilmedikleri ve gerçek üretim merkezi konusunda tartışmalar sürmektedir. Yapılan kil analizlerinin sonuçları, şimdilik arkeolojik verilerle uyumlu değildir. R.M.Cook’un bu seramiği gruplandırdığı üç ana sınıftan Tübingen ve Urla sınıfları Klazomenai’de temsil edilmesine rağmen, Petrie grubuyla ilişkilendirilebilecek malzemenin yokluğu dikkat çekmektedir. Smyrna kazılarında da bu gruptan örneklerin bilinmemesi, Petrie grubunun İonialı ustalarca Mısır’da üretilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Ancak Louvre’da korunan Klazomenai kökenli olduğu söylenen bir parça ve Klazomenai’de M.ö. 6. yüzyılın üçüncü çeyreğinin arkeolojik olarak ayrıntılı gözlenememiş olması, belli tedbir payının bırakılmasını gerektirmektedir. R.M.Cook, bu ana sınıflara daha gevşek bağlarla yakınlaştırılabilecek Enmann ve Knipovitch sınıflarını, dağılımlarından yola çıkarak Klazomenai dışındaki Kuzey İonia merkezlerine vermektedir. Ancak Klazomenai’de ele geçen, Temrjuk Ressamına verilebilecek belli parçalar bu varsayımın da sorgulanmasını gerektirecektir.

    Klazomenai ve diğer Doğu Yunan siyah figürlü seramiğinin tarihlendirilmesi temel olarak stilistik karşılaştırmalarla yapılabilmektedir. Olbia kökenli bir kaç mezar konteksti dışında sağlam veriler yoktur. Klazomenai siyah figürlü seramiğin ne zaman geç yaban keçisi stili seramiğin yerini aldığını kesin olarak söyleyebilmek şimdilik mümkün görünmemektedir. Stilistik olarak “Transisyonal” olarak tanımlanabilecek bir kaç özel parça vardır. Eğer gerçekten de geç yaban keçisi seramiğin üretimi M.ö. 560-550 yıllarına kadar devam etmişse, bu transisyonal dönemin çok kısa sürdüğü kabul edilmelidir. Klazomenai siyah figürlü seramiğin üretiminin sona erişi R.M.Cook tarafından M.ö. 530-520 civarlarına tarihlenmektedir. Tell Defenneh’in M.ö. 525’de Persler tarafından tahribinin bu tarihlemeye dayanak oluşturması beklenmemelidir. Ayrıca Tell Defenneh örneklerinin bilinen Klazomenai gruplarıyla uyuşmadığı da gözden kaçırılmamalıdır.

    Klazomenai’de bulunan siyah figürlü seramikler, aynı kontekstlerde ele geçen Attika seramiğine göre M.ö. 6. yüzyılın son çeyreğine tarihlenmektedirler resim 05-19. Özellikle Tübingen grubuna verilebilecek hemen tüm parçalar, Attika malzemesine göre M.ö. 525-520’den daha erken olamayacak yapı katlarındaki depozitlerde ele geçmiştir. Bunların Mısır’daki Yunan yerleşmelerinde benzerlerinin bulunmaması, İonia atölyelerinin deniz aşırı ilişkilerinin kopukluğuna ya da Daphnae’nin Perslerce tahrip edilmesi sonrasında Yunan tüccarların bu ülkeyle ilişkilerinin son bulmasına bağlanmalıdır. Ancak her iki durumda da, Kuzey İonia atölyelerinde siyah figürlü seramik üretiminin en azından M.ö. 6. yüzyıl sonlarına kadar sürdüğü kesinlikle söylenebilecektir resim 05-20.

    İnsan figürleriyle bezenmiş bir lekythos ve iki kapak üzerindeki stil, Klazomenai ve diğer ilişkili Doğu Yunan seramiklerinden çok Attika geç siyah figürlü seramiğine yakındır. Smyrna buluntusu bir lekythosla aynı atölyede üretildikleri anlaşılan bu örneklerin kontekstleri, M.ö. 6. yüzyılın son çeyreğinin ilk yıllarına işaret etmektedirler.

    Klazomenai geç arkaik bezeli seramiğinde basit bandlar, dalga çizgiler ve yatık S motifleriyle süslenmiş bir grup son derece bol örnekle temsil edilmektedir
resim 05-22. Bu grubun kırmızıdan griye değişebilen, ince grenli ve bazan parlak bir katkı maddesi içeren hamuru vardır. Büyük vazolarda hamur daha kabadır. Yüzeyleri hamur rengindeki, bazı örneklerde hafif parlak bir astarla kaplanmıştır. Bu seramik tüm Doğu Yunan merkezlerinde, Karadeniz ve Akdeniz kolonilerinde yaygın olarak temsil edilmektedir ve zaman zaman yerel üretimlerin de varlığı söz konusudur. Samos ve Miletos gibi merkezlerde erken arkaik dönemden bilinen bu tür seramik, M.ö. geç 6. yüzyıl kontekslerinde çok enderdir. Öte yandan Klazomenai’de de M.ö. 6. yüzyıl ortasından önceye tarihlenebilecek kontekstlerde bu türün pek az örneğinin gözlenmesi dikkati çekmektedir. Bir çok Doğu Yunan merkezi ve Attika seramiğiyle temsil edilen Rhodos mezarlıklarında da dalga çizgili seramiğin yokluğu, hiç değilse bu bağlamda Klazomenai ile ilişki kopukluğunu düşündürmektedir. Ek beyaz boyanın kullanıldığı örneklere yalnızca Smyrna ve Klazomenai’de rastlanması, ayrıca Klazomenai endüstri alanlarında kötü pişmiş bir dalga çizgili hydrianın parçalarının ele geçmesi, bu seramiğin bizzat Klazomenai’de de üretildiğinin kanıtlarıdır.
   
    Klazomenai’de erken arkaik dönemde çok sınırlı olarak kullanılan dalga çizgili seramiğin geç arkaik tabakalarda farklı form ve bezemelerle ani bir bollaşma gösterdiği gözlenmektedir. Krater, stamnos, dinos, slim amphora, oinokhoe, yonca ağızlı hydria ve olpe sık kullanılan formlardır. Güney İonia atölyeleriyle arasında izlenen bariz tarih farkı,  bu bezeme tipinin Güney İonia’da sönmeye başladıktan sonra Kuzey İonia atölyelerinde sevilerek kullandıklarını akla getirmektedir. Klazomenai'de bu bezeme tarzının  hiç değilse M.ö. 6. yüzyılın ilk yarısında, sonraki dönemlere göre çok daha az yaygın olduğu açıktır.

    Bitkisel bezemelerle süslü seramik Klazomenai’de yalnızca bir kaç örnekle temsil edilmektedir. Bu seramiğin en yoğun olarak ele geçtiği merkez olan Larisa’da M.ö. 575-425 arasında bir tarihleme önerilmektedir. Bu merkezde ele geçen beyaz astarlı örneklerin de gösterdiği gibi, bitkisel bezemeli seramik geç yaban keçisi stili moda iken üretilmeye başlanmıştır. Öte yandan K.Schefold, geç arkaik döneme ait bazı Larisa örneklerinin “İonia’daki bilinmeyen bir merkezde üretilmiş ithal” malzeme olduğunu ileri sürmektedir. Klazomenai buluntuları bu tezi destekler görünmektedir. Klazomenai’de Karantina Adası'ndaki M.ö. 5. yüzyıl tabakaları ve Smyrna’nın M.ö. 5. yüzyıl üçüncü çeyreğine tarihlenen depositleri, bitkisel bezemeli seramiğin İonia’lı seramik ustalarının son bezeli seramik denemeleri arasında kabul edilebileceğini göstermektedir.

    İç yüzleri basit bitkisel bezemeler ve geometrik motiflerle süslenen, hemen daima mat bir beyaz astarın kullanıldığı tabak ve meyveliklerin M.ö. 7. yüzyılın ikinci yarısından beri kullanıldıkları bilinmektedir. Bu seramik grubu Yaban Keçisi Stili çerçevesinde ele alınagelmiştir. Kuzey ve Güney İonia’da üslup ve dağılım açısından açık farklılaşmalar gösteren bu formlara ait Klazomenai örneklerinin, Kuzey İonia üretimi oldukları tartışılmazdır. Gerek Tokra, gerekse Kyrene ve Histria örnekleri kronolojisi M.ö.580-560 arasında bir tarihlemeyi gerektirmektedir. Ancak Klazomenai örneklerinin bir kısmının, Attika malzemesiyle birlikte ele geçtiği kontekstler, bu türün M.ö. 6. yüzyıl sonlarına kadar üretildiğini göstermektedir.

    Subgeometrik skyphosların üretim geleneğinin Klazomenai’de, M.ö. 6. yüzyıl sonlarına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır. Rozetli, bandlı ve lotoslu skyphoslar geç arkaik dönem depositlerinde yoğun olarak bulunmuştur. Halka kaide, ince cidarlı küresel gövde, ağzı aşacak şekilde diagonal olarak yerleştirilmiş kulplar her üç tipin genel form özellikleridir. Gövde altındaki boş ışın motifleri, bandlı skyphoslardaki bazı örnekler dışında standarttır. Gövde içleri firnislidir ve ek kırmızı boyayla yapılmış bandlar yer alır. Sıklıkla gövde içinde izlenen rulet izleri geç arkaik döneme ait bir yeniliktir. Rozetli skyphoslarda kulpların iki yanındaki dikey çizgi gruplarının, erken örneklere göre inceldiği ve sayılarının arttığı, kulplar arasındaki bezeme kuşağında tek bir nokta rozet yer aldığı görülür resim 11-40. Bezeme alanı ağız kenarındaki ince bir firnis band ve aşağıdan iki kalın firnis bandla sınırlanır. Bandlı skyphoslarda ise ağız kenarındaki firnis band sıklıkla kullanılır ve kulp altında kalın ve ince iki firnis band dekorasyonu tamamlar. Gövde altında ışınların kullanıldığı ve kullanılmadığı tipleri vardır. Işınların kullanılmadığı tipte kaide dışının hamur renginde bırakılıyor olması dikkat çekmektedir. Klazomenai dışındaki merkezlerde ele geçen geç tip bandlı skyphoslarda ışın motifine rastlanmaması, ışınlı tipin Klazomenai’de üretildiğini düşündürmektedir. Geç tip lotoslu skyphoslarda ise bezeme alanını iki yandan sınırlayan dikey çizgi gruplarının ortadan kalkması, lotos motifinin iki yanında yer alan noktalarda ek beyaz boya kullanılması, bezeme kuşağını aşağıdan tek bir firnis bandın sınırlaması ve gövde altında ışın kullanımı yeni özelliklerdir.

    Klazomenai’de M.ö. 6. yüzyılın ikinci yarısında ticari amphora üretiminin artmış olduğu ve bu dönemde üretilmiş olan ticari amphoraların, Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz’e kadar yayıldığı görülmektedir. Kıbrıs’da Salamis mezarlığında, Kition’da ve Marion’da, İtalya’da Gravisca’da ve Lequin batığında, Yunanistan’da Aegina’da, Korinth’de, Thera’da, Mısır’da, Anadolu’da Gözlükule’de (Tarsus); Karadeniz kıyılarındaki en önemli kolonilerden biri olan Histria’da ve Olbia’da ele geçen M.ö. 6. yüzyılın son dörtlüğüne tarihlenebilecek Klazomenai üretimi ticari amphoralar bu bölgelerle yapılan ticaretin varlığını göstermektedir. Bu seramikler üzerinde yapılan kil analizleri sonucunda, P.Dupont tarafından bunların Klazomenai üretimi oldukları belirlenmiştir.

    M.ö. 6. yüzyılın ikinci yarısında üretilmiş olan Klazomenai amphoralarında form açısından ortak özellikler görülmektedir resim 15-12. Bu dönemde üretilmiş olan amphoraların hepsinde dışa taşkın, tam bir yuvarlak oluşturan, kalın bilezik formunda ağız kenarı ve alt gövde ile kesintisiz birleşen, dışa açılan baş parmak kesitli, sığ oyuklu bir dip/kaide görülür. M.ö. 6. yüzyılın ikinci yarısından sonra Klazomenai üretimi ticari amphoraların tamamında tek bir bezeme sisteminin kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu bezeme sistemi; omuz üzerinde iki, alt gövde üzerinde bir yatay firnis band ve kulplar üzerinden gelip alt gövde üzerindeki yatay banda kadar ulaşan simetrik ve düşey iki firnis bandtan oluşmaktadır.

    M.ö. 6. yüzyılın ikinci yarısındaki yoğun ticari amphora üretimine paralel olarak, Klazomenai’de ticari amphora üretimi yapan atölyelerin, eski kil yataklarının yanında yeni kil yataklarını da kullanmaya başladıkları anlaşılmaktadır. Bundan dolayı, M.ö. 6. yüzyılın ikinci yarısında üretilmiş olan ticari amphoralarda standart kil hamurlarından söz etmek yanlış olacaktır.


Ana Sayfa Konum  |  Ion kentinin kurulusu  |  Geometrik donem kenti   |  Erken arkaik donem kenti  |  Gec arkaik donem kenti  |  M.ö. 5. yuzyil kenti  |  M.ö. 4. yuzyil kentleri  |  Hellenistik ve Roma donemi kenti  |  Seramik islikleri  |  M.ö. 6. yuzyil zeytinyagi islikleri  |  M.ö. 6. yuzyil demirci isligi  |  Nekropolis alanlari  |  Nympha Magarası  |  Yayinlar